<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Amasya İpekköy Aile Sağlığı Merkezi</title>
	<atom:link href="https://ipekkoyasm.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ipekkoyasm.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2017 07:19:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
		<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
		<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.9</generator>
	<item>
		<title>İpekköy Aile Sağlığı Merkezi</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/ipekkoy-aile-sagligi-merkezi/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/ipekkoy-aile-sagligi-merkezi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2014 02:06:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Banner Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=87</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-87"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/ipekkoy-aile-sagligi-merkezi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dr. Cengiz AKIN</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/dr-cengiz-akin/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/dr-cengiz-akin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 02:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Banner Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/dr-cengiz-akin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dr. Mikail EDEBALİ</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/dr-berrin-kanbolat/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/dr-berrin-kanbolat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 02:04:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Banner Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/dr-berrin-kanbolat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSHAL (DİARE)</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/ishal-diare/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/ishal-diare/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:42:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[İSHAL (DİARE): Normal bir insanda bir haftadaki dışkı ihtiyacı 3-20 arasındadır. Haftada 25 den fazla olan ve dışkılama esnasında fazlaca su kaybedilen durumlara ishal denir. Bağırsaklar; sindirilmiş olan besinlerdeki besleyici maddelerin ve suyun emilmesini sağlayan organlarımızdır. Bu organlarımız sindirilemeyen posalarında vücuttan atılması işlevinde öncü rol üstlenirler. Bağırsakların görevini tam olarak yerine getirememesi ishale neden olur. İshal [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSHAL (<a title="ishal-diare-diyare" href="http://www.sagliksifa.com/546-ishal.html">DİARE</a>): </strong>Normal bir insanda bir haftadaki dışkı ihtiyacı 3-20 arasındadır. Haftada 25 den fazla olan ve dışkılama esnasında fazlaca su kaybedilen durumlara <a title="ishal-diare-diyare" href="http://www.sagliksifa.com/546-ishal.html" target="_blank">ishal</a> denir. Bağırsaklar; sindirilmiş olan besinlerdeki besleyici maddelerin ve suyun emilmesini sağlayan organlarımızdır. Bu organlarımız sindirilemeyen posalarında vücuttan atılması işlevinde öncü rol üstlenirler. Bağırsakların görevini tam olarak yerine getirememesi ishale neden olur. İshal nedenleri çok çeşitli olmakla beraber aşağıdaki sebepleri örnek olarak saya biliriz.</p>
<ul>
<li>Gastroenterit(mide, bağırsak iltihabı),</li>
<li>Bazı ilaçlar,</li>
<li>Bağırsak ülserleri,</li>
<li>Kanser vakaları,</li>
<li>Bağırsak veremi,</li>
<li>Ameliyat sonrası etkiler,</li>
<li>Troid bezinin aşırı çalışması,</li>
<li>Şeker olmayan tatlandırıcıların fazlaca kullanılması.</li>
</ul>
<p><strong>İSHAL İHMAL EDİLMEMELİDİR:</strong> İshalde ciddi oranda su, besin ve elektrolit kaybı yaşanır. Vücudumuzun belli bir oranda su tutulması ve eksilen suyu da yerine koyması gerekir. Ancak ishal vakalarında vücudun su kaybı çok fazla olduğundan bu başarılamaz. Ve ishal olan insan fizyolojik susuzluk çekmeye başlar.  Diğer yandan vücuda alınan besin maddelerinden elde edilen besinler de ishal nedeniyle kana alınamadan kaybedilir. Bu vücutta yeterli beslenmeye bağlı sorunları da beraberinde getirir. Diğer bir tehlike ise elektrolitlerin ve inorganik maddelerin kaybedilmesidir. Bu oldukça büyük sorunlara neden olan bir olaydır. Şöyle ki in organik maddeler ve elektrolitler, vücudumuzun ve vücut fonksiyonlarımızın düzenlenmesini sağlamaktadır. Örneğin; kas ritimlerini ve kasılmalarını düzenleyen in organik madde potasyumdur. Potasyum eksikliğinde ortaya çıkan yan etkiler çok tehlikeli olabilmektedir. Potasyum, mağnezyum, sodyum, klor gibi in organik maddeler ishal sırasında kaybedilen önemli inorganik maddelerdendir.</p>
<p><strong>ÇOCUK ve BEBEKLERDE İSHAL:</strong> <a title="çosuk ve bebeklerde ishal(diyare)" href="http://www.sagliksifa.com/546-ishal.html">Çocuk ve bebeklerde ishal</a> özellikle dikkat edilmesi gereken vakalardandır. Çok kolay teşhis edilebilen ve tedavisi kolay olan ishal çok ciddi çocuk ve bebek ölümlerine yol açmaktadır. Bunun sebebi önemsenmemesidir. ishalin çocuk ve bebek ölümlerine neden olmasının en büyük sebebi su, besin ve inorganik meddelerin bu yolla kaybedilmesidir. İshalin kaybettirdiği su, besin ve elektrolitin yerine konması çocuk ve bebek ölümlerini azaltacaktır.</p>
<p><strong>İSHAL(DİARE) TEDAVİSİ:</strong> <a title="ishalin tedavisi" href="http://www.sagliksifa.com/546-ishal.html">İshalin tedavisi</a> için öncelikle ishale neden olan durumun tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu tedaviyle paralel olarak ishal olmuş hastaya su ve kaybedilen maddeler verilmelidir. Özellikle in organik maddelein ağız veya damar yoluyla kesinlikle verilmesi gerekmektedir. Çocuk ve bebeklerde ise kaynatılmış ve soğutulmuş bir litre su içerisine 1 çorba kaşığı şeker, bir çay kaşığı tuz ve bir çay kaşığı karbonat katılır bu karışım çocuğa bir gün içerisinde verilmeye çalışılır. Eğer verilemezse ertesi güne kalan miktar çocuğa veya bebeğe verilmez yenisi hazırlanmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/ishal-diare/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerde Ateş</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/bebeklerde-ates/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/bebeklerde-ates/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:41:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[BEBEKLERDE ATEŞ Bebeklerde Ateş Yıllar önce, çocuk hekimleri ve anne babalar, ateşi, başlı başına bir hastalık olarak ele alırlar, ateşi düşürmek için ellerinden geleni yaparak, bu işlemin sorunu çözeceğini düşünürlerdi. Oysa bugün, çok iyi biliyoruz ki, “ateşi yükseltmek” vücudun enfeksiyonla savaşımı için gerekli bir yoldur. Günümüzde, artık, normal ateşin ne olduğu konusundaki görüşlerimiz değişmiştir. Artık [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BEBEKLERDE ATEŞ</strong></p>
<p>Bebeklerde Ateş Yıllar önce, çocuk hekimleri ve anne babalar, ateşi, başlı başına bir hastalık olarak ele alırlar, ateşi düşürmek için ellerinden geleni yaparak, bu işlemin sorunu çözeceğini düşünürlerdi. Oysa bugün, çok iyi biliyoruz ki, “ateşi yükseltmek” vücudun enfeksiyonla savaşımı için gerekli bir yoldur. Günümüzde, artık, normal ateşin ne olduğu konusundaki görüşlerimiz değişmiştir. Artık ateş, 38 C nin üzeridir. Önceleri sınır, 37 C idi.<br />
<strong>Ateş Hakkında Kısa Notlar:</strong><br />
Ateş, bir hastalık değildir, bağışık sistemin enfeksiyonla mücadelesinin bir parçasıdır. Ateş düşürücü verilmesi, bu mücadeleye zarar vermez.<br />
Çocuğunuzun genel durumu, ateşinin kaç olduğundan daha önemlidir.<br />
Aspirinin virus enfeksiyonu varlığında kullanılması, Reye sendromu adlı çok tehlikeli bir hastalığa neden olabilir. Ateşin başlangıcındaysa, virus enfeksiyonu olup olmadığını bilemezsiniz. Bu nedenle aspirin, riskli bir ateş düşürücüdür. Paracetamol ve 6 aydan büyük çocuklarda ibuprofen grubu ilaçlar tercih edilmelidir.<br />
Şunu hatırlatalım ki, çocuklarda ateş, erişkinlere göre daha yüksek olma eğilimindedir. 39.5-40 C gibi değerler çocuklarda sık sık görülür. Altında yatan etken ne denli ciddi olursa olsun, ateş, kendi başına zarar verici değildir. İnanılanların aksine, 41.2 C ye kadar ateş, çocuklarda beyine zarar verici değildir. Nadir olarak, özellikle ateşin çok hızlı yükseldiği durumlarda, 4 –5 yaş altı çocuklar ateşli havale –febril konvülziyon- geçirebilirler. Ailelere göre ateşli havale bir felakettir, oysa gerçekte çocuğa kalıcı hiç bir zarar vermez. Yine de, özellikle ateşli havale geçiren çocuk ailelerinin, benzer durumda ne yapabilecekleri konusunda önceen doktorlarından görüş almasında ve gerekli durumda soğukkanlılıkla uygulamasında yarar var.<br />
Aşağıdaki bulguların varlığında, zaman geçirmeden doktorunuzu aramalısınız:<br />
3 aylıktan daha küçük bebeklerde 38.3 C yada üzeri ateşin varlığı Parasetamol yada ibuprofen gurubu ilaçlar verilmesine rağmen 4-5 saat içinde düşmeyen 40 C üzeri ateşin varlığı 3 ay- 3 yaş arası çocuklarda 24 saatten uzun süren ateş varlığı Ateşle birlikte solunum /nefes alma problemleri, döküntü, ense sertliği, kusma, dalgınlık, anlamsız konuşmalar görülmesi, halüsinasyon varlığı Dehidratasyon bulgularının varlığı Çocuğun “hasta” görünümlü olması Bulgular konusunda anne-babada kuşkular olması, ve ne yapılması gerektiği konusunda bilgi sahibi olunmaması. Aramaktan ve soru sormaktan çekinmeyin, sıkıntı duymayın, sorunuz size bile aptalca gelse de, sorun. Bir kaç ateşlenme sonrasında, kendinizi çok daha rahat hissedeceksiniz.<br />
<strong>ATEŞ ÖLÇÜMÜ</strong><br />
En güvenilir ateş ölçümü, civalı derecelerle makattan yapılan ölçümlerdir.<br />
<strong>Makattan ölçüm:</strong> -Bebeklerde önerilir Önce, dereceyi sallayarak, ateşi 36.5C ye düşürün, Makattan ölçecekseniz, önce sabunlu suyla, sonra alkolle derecenin ucunu temizleyin, Büyük çocukları yüzüstü, bebekleri sırtüstü yatırın Derecenin metalik renkli ince ucunu vaselin benzeri bir kreme batırarak kayganlaştırın Dereceyi 2-2.5 cm kadar makattan içeri itin 3-4 dakika bekleyerek dereceyi çıkarın ve okuyun.<br />
<strong>Ağızdan ölçüm:</strong>-Büyük çocuklar için önerilir Makattan ölçüme ek olarak; Dereceyi ağız içine yerleştirmeden önce suyla durulayın Dereceyi dil altına yerleştirin Ağzın iyice kapalı kalmasına dikkat edin.<br />
<strong>Koltuk altından ölçüm:</strong> Koltuk altını kurulayın Dereceyi yerleştirdikten sonra kolun iyice sıkıştırılmasına özen gösterin 4-5 dakika bekledikten sonra dereceyi okuyun<br />
<strong>Kulak Dereceleri:</strong> Doğru kullanıldıklarında çok güvenilirdir, ne var ki sıklıkla yanlış kullanılmaktadır. Pahalı olmaları nedeniyle çok yaygınlaşamamışlardır. Her markanın kullanım kılavuzu dikkatle okunmalı ve iyice el alışkanlığı sağlandıktan sonra kullanılmalıdırlar.<br />
<strong>Digital Dereceler:</strong> Normalde oldukça güvenilir olmalarına rağmen, pil zayıflaması yada yere düşürülme nedeniyle yanlış ölçüm yapabilirler.<br />
<strong>Alın dereceleri:</strong> Bizim deneyimlerimize göre en güvenilmez derece tipi bunlardır, zaten ülkemizde çok yaygın değillerdir Vücudun normal ısı ortalaması 36-37&#8242;dir. 37&#8242;nin üzerindeki ısıya yüksek ateş denirse de ısının yükselişi ciddi bir hastalık belirtisi olmayabilir. Ateş kendi başına bir hastalık olmaktan ziyade, bir hastalık belirtisidir. Bir hastalığın dışında çocukta ısı artması günün faaliyet seviyesini de yansıtabilir. Örneğin, çekişmeli bir futbol maçından sonra çocuğun ısısı geçici olarak 38&#8242;in üstüne çıkabilir.<br />
<strong>ATEŞ YÜKSELİRSE</strong><br />
<strong>Ne kadar önemlidir?</strong><br />
Altı ayın altında bir bebekte 37&#8242;nin üstünde ateş her zaman önemlidir. Hatta direnen bir ateşte havale ihtimali de vardır.<br />
<strong>İlk Önlemler</strong><br />
Çocuğunuzun ateşi olduğundan şüpheleniyorsanız, önce ateşini ölçün. Yirmi dakika sonra değişip değişmediğini anlamak için tekrar ölçmelisiniz.<br />
Çocuğunuzu yatırın ve oda serinse bile giysilerin çoğunu çıkartin. Ateşi olan bir çocuğun ancak ince bir çarşafla örtünmeye ihtiyacı vardır.<br />
40 derece ateşi olan çocuğunuzun bütün vücudunu ılık su ile ıslatılmış süngerle silerek ateşi düşürebilirsiniz. Ancak her beş dakikada bir ateşi ölçün ve 39 dereceye düştüğü zaman uygulamayı durdurun. Hiçbir zaman bu iş için soğuk su kullanmayın. Soğuk kan damarlarını büzüştüreceği için ısıyı düşürmek yerine yükseltecektir.<br />
Yukarıdaki uygulamalar bir netice vermezse, ateş düşürücü şurup verin. Suçiçeği veya grip belirtileri gösteren bir çocuğa hiçbir zaman aspirin vermeyin. Reye sendromuna neden olabilirsiniz.<br />
Çocuğunuzun belirli aralıklarla az miktarlarda da olsa sıvı şeyler içmesini sağlayın. Doktora başvurmalı mısınız?<br />
Çocuğunuz altı ayın altında ise derhal doktora başvurun. Çocuğunuz havale geçiriyorsa, daha önceden havale geçirmişse veya ailenizde havale olağansa doktora başvurun. Ateş 24 saatten fazla devam ederse veya bazı belirtilerden şüphelendiyseniz doktora başvurun.<br />
<strong>Doktor ne yapacaktır?</strong> Tedavi süresi ateşin esas nedenine göre değişecektir. Eğer ateşe sebebiyet veren bakteriyel iltihaplanmaysa antibiyotik salık verilecektir. Hastalığın nedeni suçiçeği veya soğuk algınlığı gibi hastalıksa muhtemelen bir ilaç verilmeyecek, ancak çocuğun rahatlaması için tavsiyelerde bulunulacaktır.<br />
<strong>Ne Yapılabilir?</strong> Çocuğunuzun yatak çarşaflarını sık sık değiştirin ve sadece bir çarşafla üstünü örtün. Çocuğunuzun alnına nemli bir ev havlusu yerleştirin. Ateşini ölçmek için çocuğunuzu uyandırmayın. Uykusu çok daha önemlidir.<br />
<strong>ATEŞLİ HAVALE [Febril Konvülsiyon]</strong><br />
Ateşin ani olarak yükselmesi bazı çocuklarda ateşli havale denilen bilinç kaybı, katılaşma ve istem dışı kasılmalara yol açabilir. 6 ay &#8211; 7 yaş arasındaki çocukların % 2 ile 4 &#8216;ünde görülür. Olguların hemen hemen yarısı 1-2 yaşlarındadır. Ateşli havaleye ailevi yatkınlık söz konusu olabilir.<br />
Bir kez ateşli havale geçirmiş olan çocukta tekrar havale görülme olasılığı % 30 kadardır. Üç yıl hiç havale geçirmezse bu sıklık % 10 &#8216;a iner. 15 dakikadan kısa süren, gün içinde yinelemeyen havale için &#8220;basit ateşli havale&#8221; deyimi kullanılır. Çok sayıda ve uzun süren havale nöbetleri &#8220;kompleks ateşli havale&#8221; olarak adlandırılır. Basit ateşli havale hiçbir araz bırakmazken, kompleks olgularda ileride sara hastalığı görülme sıklığı artarak % 9 &#8216;u bulur.<br />
Ateş çeşitli enfeksiyon hastalıkları ile ilişkili olarak meydana gelebilir. Ateşin yüksek ya da hafif oluşu her zaman hastalığın ciddiyetiyle bağlantılı değildir. Basit bir viral enfeksiyonda yüksek ateş, belirgin boğaz ya da idrar yolu iltihabında hafif ateş görülebilir. Başlatan faktör her ne olursa olsun ateş, vücudun savunma araçlarından birisidir. Mikroplar en iyi doğal vücut sıcaklığı olan 36.5 &#8211; 37.5 santigrat derecede ürerler. Bağışıklık sitemimiz bir enfeksiyon söz konusu olduğunda beyindeki vücut sıcaklığını düzenleyen merkezin termostat ayarını değiştirerek ısıyı yükseltir. Böylece ideal üreme ortam sıcaklığından yoksun kalan mikro organizmalar istedikleri gibi çoğalamazlar. Görüldüğü gibi hafif ateş aslında enfeksiyonla mücadelede başarıyı arttırmaktadır. Yüksek ateş ise istenmeyen bir durumdur. Vücut sıcaklığı gerekli müdahalelerle 39.5 C derecenin altında tutulmalıdır.<br />
<strong>Soru: &#8220;Çocuğumun ateşi var, ne yapmalıyım?&#8221;</strong><br />
Yanıt: Çocuğunuzun üzerinde varsa yorganı kaldırın, kalın giysileri çıkarın. Ateşi 38&#8242;in üzerindeyse doktorunuzun önerdiği miktarda &#8220;parasetamol&#8221; şurubu içirin. İçemiyorsa fitil de kullanabilirsiniz. Ateş düşerken terleme ile sıvı kaybı meydana geldiğinden sık sık su vermeyi ihmal etmeyin. Islak iç çamaşırlarını değiştirin. Ateş 39.5&#8242;in üzerindeyse anlatılanlara ek olarak çocuğunuzu tamamen soyun, yatağına bir havlu serin, üzerine yatırın. Islak bir sünger ya da bezle alın, boyun, koltuk altları, bacak araları ve büklüm yerlerini sık sık silin. Bu iş için buzlu, kolonyalı, sirkeli değil sadece ılık su kullanın. Yarım saat içinde ateş düşmezse doktorunuzla görüşün ya da hastaneye başvurun. Hastalığın nedenine yönelik tedavi gerekliliği (antibiyotik vb) mutlaka hekim tarafından verilmesi gereken bir karardır..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/bebeklerde-ates/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerde Beslenme</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/bebeklerde-beslenme/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/bebeklerde-beslenme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[BEBEKLERDE EK BESİNLERE NE ZAMAN, NASIL BAŞLANMALIDIR? Gelişimi normal ve sadece anne sütü alan bebeklerde, altı aydan önce ek besinlere başlanmamalıdır. Çocuk altı aylık iken ek besinlerden elde edilen enerji toplam enerjinin %50’sini aşmamalı, buğday unundan yapılmış (gluten nedeniyle) besinler altı aydan önce verilmemelidir. Alerji öyküsü olan ailelerin çocuklarına yumurta, balık, domates, çilek gibi allerjen [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BEBEKLERDE EK BESİNLERE NE ZAMAN, NASIL BAŞLANMALIDIR? </strong></p>
<p>Gelişimi normal ve sadece anne sütü alan bebeklerde, altı aydan önce ek besinlere başlanmamalıdır. Çocuk altı aylık iken ek besinlerden elde edilen enerji toplam enerjinin %50’sini aşmamalı, buğday unundan yapılmış (gluten nedeniyle) besinler altı aydan önce verilmemelidir. Alerji öyküsü olan ailelerin çocuklarına yumurta, balık, domates, çilek gibi allerjen olan besinler aile öyküsüne göre başlanmalıdır.</p>
<p><strong>EK GIDALARA NASIL BAŞLAMALIYIZ?</strong></p>
<p>** Sakin olun ve yeni beslenme şeklini hem sizin için hem bebeğiniz için iyi bir deneyim haline dönüştürün. ** Küçük ve uzun saplı kaşık kullanın ve kaşığın üstüne küçük bir parça besin koyun. ** Çay kaşığı ile besin vermeye başlayın. Günde iki ile üç kez, bir &#8211; iki kaşık verin. ** Beslenme aralığını bebeğiniz oluştursun. Çok hızlı veya yavaş yedirmeyin. ** Her yeni besini tek başına başlayın. İki yeni besine bir arada başlamayın. ** Bebeğin besini sindirebildiğini kontrol edin ( ishal olup olmadığını kontrol edin ). ** Yeni besinlere geçerken, bunları yemeğe başlamadan önce verin. Bebek doyduktan sonra yeni tat deneme isteği az olur. Bebek verilen yeni besini ret ederse, bırakın birkaç gün veya hafta sonra tekrar deneyin. ** Önce yutması kolay, pütürsüz besinlerle başlayın. Ezilmiş besinler diş çıkmasına yardımcı olur. ** Meyve suyunu biberonla değil bardakla verin. Biberonla uzun süre meyve suyu içme bebeğin dişlerinin meyve suyunda ki doğal şekerlere temasına neden olur. Uzun süre şekerle temas etme diş çürüklerine neden olur.</p>
<p><strong>AYLARA GÖRE VERİLMESİ ÖNERİLEN EK BESİNLER:</strong></p>
<p>0 – 6 Ay =&gt; SADECE ANNE SÜTÜ ( Bebeğin aylara göre büyümesi izlenerek )</p>
<p>6. Ay =&gt; ANNE SÜTÜ Devam Maması ( veya inek sütü ) Yoğurt Meyve Suyu ( taze ) , sebze suyu Pekmez Yumurta Sarısı ( ¼ oranında )</p>
<p>7. Ay =&gt; ANNE SÜTÜ Yumurta Sarısı ( tam ) Bisküvi, pirinç, pirinç unu, sütlü mama Meyve Suyu ( taze) Yoğurt Et ( Tavuk Eti veya Balık Eti ) Bitkisel Yağlar Sebze Püre veya Sebze Çorba Pekmez Devam Mamaları</p>
<p>8. Ay =&gt; ANNE SÜTÜ İyi ezilmiş ev yemekleri ( kıymalı ve sebzeli ) Tam Yumurta veya Pastörize Peynir Tahıl – Kurubaklagil ezmeleri Pekmez Süt veya Yoğurt Devam Mamaları</p>
<p>12. Ay =&gt; ANNE SÜTÜ Aile sofrasına oturtulup kendi deneyimlerine göre seçim ( Ev yemekleri, Dolmalar, Kıymalı Sebze Yemekleri, Tarhana, Mercimek, Unlu ve Yoğurtlu Çorbalar, Makarna, Pilav ) 500 mlt Süt veya Yoğurt Pastörize Peynir Yumurta Etler ( Tavuk Eti, Balık Eti, Dana Eti ) Meyve veya Taze Meyve Suları</p>
<p><strong>EK BESİN VERİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</strong></p>
<p>Hayvan sütleri ile beslenmede enfeksiyon riski fazladır. Bu nedenle 4-6 aya kadar bebek mutlaka emzirilmeli, zorunlu olmadıkça diğer besinler verilmemelidir. Diğer sütlerle besleme zorunluluğu olduğunda, annenin dikkat edeceği en önemli nokta hazırladığı besinin ve kullandığı kapların temizliğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biberon ve emzikler, kaşık ve fincana göre daha zor temizlenir. Eğer annenin eğitim düzeyi düşükse biberon kullanması önerilmemelidir.</p>
<p>Biberon kullanılıyorsa, emziğin deliği normal büyüklükte ve bebeğin ağzına uygun olmalıdır.</p>
<p>Emzik verilirken bebeğin başı hafif yukarı kaldırılıp, emzirme bitince dik tutulup yuttuğu havanın çıkarılması sağlanmalıdır.</p>
<p>Süt hazırlandıktan ve temiz şişelere (bebeğin içebileceği kadar) konulduktan sonra soğuk yerde saklanmalı, bebeğe verileceği zaman sıcak su içinde ılık bir duruma getirilmelidir. Soğutucu bulunmadığı durumlarda süt yerine yoğurt kullanılmalıdır.</p>
<p>Süte eklenen şeker miktarı Önerilenden fazla olmamalıdır. Örneğin her 100 cc (1 çay bardağı) süt için, 5 g. şeker (1 çay kaşığı şeker veya 1 kesme şeker) yeterlidir. Sulandırılmamış süt ve yoğurda şeker eklenmemelidir. Bebekte tatlı besinlere duyulan istek mümkün olduğunca meyvelerle karşılanmalıdır, şeker, çikolata ve şeker eklenerek hazırlanmış tatlılardan kaçınılmalıdır.</p>
<p>Çocuğa bütün yeni besinler bir arada verilmemeli, önce birine başlanıp çocuk ona alışınca, ikinci bir tanesi denenmelidir. Ayrıca yeni bir besine az miktarda başlanıp, miktarı gittikçe arttırılmalıdır.</p>
<p>Besinler her öğün için taze hazırlanmalıdır. Ek besinlere alıştırmada zorlama yapılmamalı pütürlü olması nedeniyle reddedilen besinler yavaş ve sabırla denenmelidir.</p>
<p>Bebek belirli bir besini reddediyorsa, o besin birkaç gün verilmemeli sonra yeniden denenmelidir. Anne besinleri hazırlamadan önce ellerini mutlaka yıkamalıdır.</p>
<p>Bebeğe ilk yaşın sonuna kadar kaynamış su verilmelidir.</p>
<p><strong>Çocuğa Verilecek Ek Besinlerin Hazırlanması</strong> <strong>Yoğurt:</strong> Yoğurt yapmak için pastörize edilmiş ve kaynatılmış süt 40-45 derece (el dayanır, dayanmaz sıcaklık) getirilir. Bir kg. süte, 1 yemek kaşığı yoğurt ezilerek ilave edilir. Sütün üzeri kapatılarak, kalın bir örtü ile sarılır veya ılık bir yerde 5-6 saat mayalandırılır. Bebeklere her gün taze yoğurt verilmelidir. <strong>Meyve Suyu ve Ezmesi (püre):</strong> Elma, şeftali, armut, muz, portakal, mandalina çocuklar için uygun meyvelerdir. Önce meyve yıkanır, kabukları soyulur, cam rendede rendelenir, süzülerek meyve suyu elde edilir. Dördüncü aydan itibaren meyve ezmeleri şeklinde de verilir. <strong>Sebze Çorbası: </strong>1 orta büyüklükte patates, 1 küçük havuç veya taze kabak,yaprak ıspanak veya diğer yeşil yapraklı sebze, 1/2 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ. Sebzeler yıkanır, kabukları incecik soyulur, kazınır veya ayıklanır. 1.5 su bardağı su kaynama derecesine gelince havuç ve patates konup yumuşayıncaya kadar pişirilir. Yeşil yapraklı sebze eklenip 5 dakika daha pişirilir. Ateşten alınıp ezilir. 1 çay kaşığı bitkisel sıvı yağ eklenir. Çocuk büyüdükçe sebze çorbası daha koyu olarak hazırlanır. Pişen sebzeler püre makinesinden geçirilerek ezildiği gibi tahta kaşıkla ezerek kevgirden de geçirilir. <strong>Muhallebi: </strong>1 büyük su bardağı (250 mL) süte, 2 tatlı kaşığı silme pirinç unu karıştırılır ve 10 dakika pişirilir. İçine 1 yemek kaşığı pekmez veya şeker konup altı kapatılır. <strong>Tarhana:</strong> Baharatsız yapılan tarhana çorbası da 4.ayda çocuklara verilebilir. Bir silme yemek kaşığı tarhana, 1 bardak su ile karıştırılıp kaynatılır, ılık olarak çocuğa verilir. <strong>Kuru baklagiller:</strong> Et ve yumurta alamayan aileler, çocuklarına kuru baklagillerden yapılmış yiyecekler verebilir. Kırmızı veya kabuksuz sarı mercimek iyi pişirildiği takdirde bebek için iyi bir protein kaynağı olur. Diğerleri de dış zarları ayrılıp iyi pişirilerek verilebilir. <strong>Mercimek çorbası:</strong> 1/8 su bardağı mercimek, 1/8 su bardağı bulgur veya pirinç, 1/2 havuç, 1/2 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ. Kırmızı mercimek, bulgur ve havuç 1/2 su bardağı su ile yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişme suyu dökülmez. Tahta kaşıkla ezilerek kevgirden geçirilir. Kıvamı koyu olursa su ilave edilebilir. Yağ konur 4.aydan itibaren bir tatlı kaşığı ile başlamak sureti ile, 7 aylıktan itibaren günde 3-4 yemek kaşığı verilebilir. Mercimek sebze çorbası içine konarak da pişirilebilir. <strong>Yumurta:</strong> Tencereye su içine yumurta yıkanıp konur. Kaynama derecesindeki suda 10 dakika pişirilir. Kabuğu soyulup akı ayrılarak sarısı verilir. Sarısı ya sütle ezilerek veya sadece ezilip veya sebze çorbasıyla karıştırılarak çocuğa verilir. Yedi aydan sonra akı ile birlikte verilir. <strong>Et ve Benzeri</strong>:</p>
<p>a) Kıyma: Hafif ateşte kendi verdiği suyunu çekene kadar ısıtılıp yukarıda hazırlanan sebze çorbası ve diğer çorbalar içine katılarak bebeğe verilebilir. Kıyma, en uygun et verme şeklidir. Kıyma kavrulup soğutucuda saklanır, çorba hazırlanırken bundan eklenir. b) Köfte olarak: İki kere çekilmiş kıyma, az miktarda bayat ekmek içi ve az tuzla iyice yoğrulur. Köfteler, dibi yağlanmış kaim tavada kapalı olarak pişirilir. Normal büyüklükte bir köfte içinde 30 g. kadar et vardır. İlk başlarken 1/5 köfte verilir, miktarı gittikçe artırılır. c) Tavuk eti, balık eti, karaciğer vb: Tavuk eti kemiklerinden, balık kılçığından iyice ayrılır, ezilerek verilir veya sebze çorbası içine katılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/bebeklerde-beslenme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bronşit nedir?</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/bronsit-nedir/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/bronsit-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:39:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Akut bronşit nedir? Akut bronşit akciğerlere hava akımını sağlayan bronş ağacının bulaşıcı hastalığıdır. Bronşlar hastalandığında şişerler ve balgam salgılarlar. Balgam, öksürdüğünüzde ağzınıza gelen salgıdır. Bronşların şişmesi solunumunuzu zorlaştırır ve soluduğunuzda hışırtıya neden olur. Akut bronşitin nedenleri Akut bronşit sıklıkla bronş ağacına ulaşan, virüs denen mikroorganizmalarla oluşur. Boğaz ve burunda nezle ve iltihap yapan virüsler, [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<table width="887" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" bgcolor="white">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">
<ul>
<li><strong> Akut bronşit nedir?</strong> Akut bronşit akciğerlere hava akımını sağlayan bronş ağacının bulaşıcı hastalığıdır. Bronşlar hastalandığında şişerler ve balgam salgılarlar. Balgam, öksürdüğünüzde ağzınıza gelen salgıdır. Bronşların şişmesi solunumunuzu zorlaştırır ve soluduğunuzda hışırtıya neden olur.</li>
<li><strong>Akut bronşitin nedenleri</strong> Akut bronşit sıklıkla bronş ağacına ulaşan, virüs denen mikroorganizmalarla oluşur. Boğaz ve burunda nezle ve iltihap yapan virüsler, akut bronşit de yaparlar. Virüsler bronş ağacının duvarlarına saldırır ve zedelerler. Vücudumuz bu saldırganlara karşı kendini savunur ve bu nedenle bronşlarda şişme ve balgam oluşur. Bedeniniz bu savunma sonucunda saldırgan virüsleri öldürse de, kendini toparlaması ve onarması için zamana gereksinim duyar. Bu sırada öksürmeye ve balgam çıkarmaya devam edersiniz. Bronş ağacına zarar verebilecek sigara gibi herhangi bir etmen, bronşların iyileşme süresini uzatabilir.</li>
<li><strong>Bronşit nasıl bulaşır? </strong> Akut bronşit kişiler arasında öksürükle bulaşır. Virüs ya havadan ya da hasta kişinin elinden bulaşır (el sıkışmayla). Bronş ağacınız zedelenmişse, bronşite çok daha kolaylıkla tutulabilirsiniz. Sigara içiyor ya da hava kirliliğinin yoğun olduğu bir ortamda bulunuyorsanız, bedeninizin direnci düşer. Sigara içen kişiler, daha kolaylıkla bronşit olurlar ve hastalıkları daha uzun sürebilir.</li>
<li><strong>Akut bronşit nasıl tedavi edilir?</strong> Akut bronşit virüsler tarafından oluşturulduğu için antibiyotiklerin kullanımı gereksizdir. Solunumunuzun sıkışık olduğu durumlarda hekiminiz bazen astım tedavisinde kullanılan bir ilaç önerebilir. Bu ilaçlar, nefesinizi açmaya ve balgamdan arınmanıza yardımcı olacaktır. Sigara içiyorsanız, sigara sayısını azaltmalı ya da sigarayı kesmelisiniz. Bu, bronş ağacına verilen zararı azaltacaktır.</li>
<li><strong>Akut bronşitle birlikte gelişebilen başka Sorunlar </strong> Bazen akut bronşitin öksürüğü haftalarca sürebilir. Bu, sıklıkla bronşların iyileşmesinin uzun sürmesi nedeniyle olur. Ancak, akut bronşit bazen astımla da karışabilir. Hırıltınız ve öksürüğünüz uzun sürerse ve bu özellikle geceleri ve hareket ettiğinizde oluyorsa, hafif bir astımınız da olabilir. Bu durum uzun sürecek olursa, bronşit ile astımınızı ayırt etmek için hekiminiz size solunum fonksiyonu testi yaptırabilir. Akut bronşit ile zatürre de aynı yakınmaları yapabilir. Yüksek ateşiniz olursa, kendinizi halsiz hissedecek olursanız ve öksürüğünüz sürecek olursa, sizde zatürre gelişmiş olabilir. Bu durumu ayırt edebilmek için, hekiminiz size bir göğüs röntgen filmi çektirebilir. Bronşitiniz, uyurken midenizden akciğerlerinize kaçan mide içeriği nedeniyle de olabilir. Öksürüğünüz sürüyor ve sabah ağızda kötü bir tatla uyanıyorsanız, hekiminize başvurunuz. Hekiminizin midenize yönelik vereceği ilaçlar, bu nedenle oluşan öksürüğü kesebilir.</li>
<li><strong>Hekime acil olarak gitmenizi gerektiren durumlar</strong> Öksürüğünüz bir aydan uzun sürüyor, ateşiniz devam ediyorsa hekiminize başvurmalısınız. Öksürdüğünüzde balgamınızla kan geliyorsa, yattığınızda soluk alıp vermede güçlük çekiyorsanız ve bacaklarınız şişiyorsa da hekiminizi görmelisiniz.</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/bronsit-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faranjit Nedir ?</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/faranjit-nedir/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/faranjit-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:39:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[Faranjit nedir? &#160; Faranjit nedir? Yutağın arka duvarındaki örtücü dokuda meydana gelen bir  iltihaplanmadır. Bu ya tahriş olmadan veya bakteri enfeksiyonundan ileri  gelebilir. Faranjitin belirtileri nelerdir? Yutağın arka kısmında ağrı, yutmakta zorluk ve ateş. Bu belirtilerin dışında çok kez kırıklık da olmaktadır. Faranjit her zaman kendi başına bir hastalık mıdır? Hayır. Çok kez bir üst [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Faranjit nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Faranjit nedir?</strong><br />
Yutağın arka duvarındaki örtücü dokuda meydana gelen bir  iltihaplanmadır. Bu ya tahriş olmadan veya bakteri enfeksiyonundan ileri  gelebilir.<br />
<strong>Faranjitin belirtileri nelerdir?</strong><br />
Yutağın arka kısmında ağrı, yutmakta zorluk ve ateş. Bu belirtilerin dışında çok kez kırıklık da olmaktadır.<br />
<strong>Faranjit her zaman kendi başına bir hastalık mıdır? </strong> Hayır. Çok kez bir üst solunum yolları enfeksiyonunun başlangıcı olabilir; nezle veya grip gibi.<br />
<strong>Faranjit çok kez gelmekte olan başka bir hastalığın habercisi midir? </strong> Evet. Faranjit ile başlayan sayısız hastalıklar vardır.<br />
<strong>Streptokoklu faranjit hastalığının anlamı nedir?</strong><br />
Birçok faranjitin streptokok mikrobundan ileri geldiği doğru olmakla  beraber, birçok başka mikrop ve bakteriler de faranjite neden  olabilmektedir: Asıl streptokok faranjiti toplumda meydana gelen epidemi  türü bir hastalık olup, enfekte olmuş süt gibi mihrakî genel bir  enfeksiyondan ileri gelmektedir.<br />
<strong>Asıl streptokok faranjitinin belirtileri nedir?</strong><br />
Hastalık birdenbire gelir, üşüme, titreme, ateş, genel zafiyet, baş  ağrısı ve ciddî kırıklık belirtileri meydana gelmektedir. Yutakta aşırı  kızıllık ve şişkinlik olur; yine yutakta gri lekeler belirmektedir.  Yutağı enfekte eden mikroplardan alınan bir kültürün muayenesi ile  hastalığın “hemolitik” streptokoklardan ileri gelmiş olduğu tespit  edilir.<br />
<strong>Faranjit nasıl tedavi edilir? </strong><br />
Tedavi usulü hastalığın nedenine bağlıdır. Eğer hastalık bakteriden  ileri gelmekteyse, antibiyotikler yanında sıcak gargaralar ve  irigasyonlar tavsiye edilir.<br />
<strong>Faranjit tedavisinde lokal tedavi metotları yararlı olmakta mıdır?</strong><br />
Hayır. Ancak, bir münferit vakada yutağın arka kısmını gümüş nitratla sıvamak, enfeksiyonun yayılmasını önleyebilecektir.<br />
<strong>Faranjit tedavisinde antihistamin ilâçların verilmesi yararlı olmakta mıdır?</strong><br />
Hayır, çünkü hastalık ilâcın verilmesi durdurulur durdurulmaz, yeniden başlayacaktır.<br />
<strong>Faranjitin tedavisinde gargaralar, pastiller ve ilâçlı çikletler yararlı olabilir mi?</strong><br />
Geçici bir ferahlama getirmekten başka bir faydaları olamaz. Bu ferahlık  verme de, içlerinde lokal anestezili bir madde bulunmasından ileri  gelmektedir.<br />
<strong>Bütün faranjit vakaları için antibiyotikler verilmeli midir? </strong> Muhakkak ki hayır. Hastaya fazla miktarda antibiyotik vermek bunlara  karşı tepkisini azaltır, sonradan çok ciddî bir durumda bunlar aynı  hastada kullanıldığı zaman, gerekli tesiri gösteremeyeceklerdir. Şurası  unutulmamalıdır ki, faranjitlerin büyük bir kısmı birkaç gün içerisinde  kendiliklerinden iyileşir.<br />
<strong>Faranjit için en rahatlatıcı ilâç nedir?</strong><br />
Tuz ve aspirin bulunan sıcak gargaralar ve irigasyonlar.<br />
<strong>Kronik faranjitin gelişmesinin bazı nedenleri hangileridir? </strong></p>
<ul>
<li>Devamlı olarak tekerrür eden akut faranjitler.</li>
<li>Fazla sigara içmek.</li>
<li>Fazla alkol alınması.</li>
<li>Sinüs enfeksiyonları.</li>
<li>Uzun bir süre devamlı olarak tahriş edici maddelerin solunum yoluyla vücuda girmesi.</li>
<li>Bünyevî veya genelleşmiş bir hastalık.</li>
</ul>
<p><strong>Kronik faranjit teşhisi yalnız doktor muayenesiyle konabilir mi?</strong><br />
Evet. Genellikle salgı bezlerinde şişkinlik olacaktır ve lenf dokularında fazla büyüme belirtileri görülecektir.<br />
<strong>Kronik faranjitin belirtileri nelerdir?</strong><br />
Yutak kuru ve ağrılıdır. Yutakta, devamlı geğirme ve öksürme getiren gıcıklayıcı bir duyu da hissedilir.<br />
<strong>Kronik faranjit nasıl tedavi edilir? </strong> İlk aşılacak nokta nedenini bulmak ve fazla zarara meydan vermeden bunu  ortadan kaldırmaktır. Ağız sağlığını korumak ve iyileştirmek için  rahatlatıcı ilâçlar verilerek hastalık lokal şekilde tedavi  edilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/faranjit-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyabet nedir?</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/diyabet-nedir/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/diyabet-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[Diyabet Nedir? Diyabet,  vücudunuzunda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin  hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde  kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır.  Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu  kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi). Yediğimiz besinlerin özellikle karbonhidrat içeren  besinlerin çoğu vücutta enerji [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet Nedir?</p>
<div>Diyabet,  vücudunuzunda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin  hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde  kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır.  Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu  kullanamaz ve kan şekeri yükselir (<strong>hiperglisemi</strong>).</div>
<div>Yediğimiz besinlerin özellikle karbonhidrat içeren  besinlerin çoğu vücutta enerji için kullanılmak üzere glukoza  dönüştürülür. Midenin arka yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas,  kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak  kullanmalarını sağlayan &#8220;<strong>insülin</strong>&#8221;  adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen glukoz, insülin  hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glukozu yakıt olarak  kullanır . Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise  karaçiğerde (şeker deposu=glikojen), yağ dokusunda depolanır.</div>
<div>Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık  halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra)  140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri  düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.</div>
<div>Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan  Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak  saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması <strong>gizli şeker </strong>(pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.</div>
<p>OGTT’de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat  sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü  140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet  tanısı konulur.</p>
<div><strong>Diyabette  tam bir şifa yoktur. Eğer hekim, diyetisyen, hemşire, diyabet  eğitimcisinden oluşan diyabet ekibinizden iyi bir destek alır ve verilen  tedaviye ve önerilere uyum sağlarsanız diyabeti olmayanlar gibi aktif  ve sağlıklı bir hayat sürdürebilirsiniz.</strong></div>
<div><strong> Diyabet Nasıl Tedavi Edilir? </strong> Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri  ayarını sağlamak diğer bir ifade ile kan şekeri yükselmelerini ve kan  şekeri düşmelerini önlemektir. Bu ayarın sağlanması komplikasyonların  gelişimini önlemek veya gelişmiş komplikasyonların seyrini yavaşlatmak  için son derece önemlidir.</div>
<div>İyi  bir diyabet kontrolü, kan şekeri seviyenizi mümkün olduğunca normale en  yakın tutmak anlamına gelir. Bu durum, aşağıdakilerin yapılmasıyla  sağlanabilir.</div>
<div><strong> Sağlıklı Beslenme</strong><strong>:</strong> Yenilen  besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun  ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltir. Kan  şekeri kontrolünün sağlanmasında diyabetli bireye özgü beslenme  tedavisinin verilmesi önemlidir.</div>
<div>Diyabetli  kişilerle diğer kişilerin besinlere olan gereksinimi aynıdır. Her  insanın enerji, karbonhdirat, protein, yağ, lif, vitamin, mineral  gereksinimi vardır. Bir kişide diyabetin olması bu gereksinimlerden  birini veya birkaçını azaltması veya arttırması anlamına gelmez.</div>
<div><strong> Egzersiz</strong>:  Egzersiz,vücudunuzun glikozu etkili bir şekilde kullanmasını ve kan  şekeri kontrolünü sağlar. Ayrıca, şişman tip 2 diyabetli kişilerin kilo  kaybetmesine yardımcı olur.</div>
<div><strong> İlaç/ İnsülin:</strong> İnsülin,  besinlerle kana geçen şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlayan  ve böylece kan şekeri yükselmelerini önleyen bir hormondur. Tip 1  diyabetli kişilerin yaşamak için insüline gereksinimi vardır. İnsülin  bağımlılık, alışkanlık yapacak bir madde değildir. İnsülin yaşam için  elzemdir. Vücut insulin yapmıyor ise dışardan enjeksiyon yolu ile  vücuttaki eksikliği yerine koymak gerekir. Tip 2 diyabetli kişilerin kan şekerinin ayarını sağlamak için ağızdan alınan ilaçlara veya insüline gereksinimleri olabilir.</div>
<div>Yukarıdaki maddelerin tümü arasında bir denge tutturmak önemlidir. Bu  dengenin oluşması için diyabetli birey mutlaka diyabet ve tedavisi  konusunda <strong>eğitim</strong> almalıdır.</div>
<div><strong> Diyabet Önlenebilir mi?                                                        </strong> Diyabette iyi bir tedavinin ve tedaviye  uyumun iyi sonuçlar verdiğini biliyoruz. Diyabet olduktan sonra önlem,  diyabetik komplikasyonların erken tespitini ve önlenmesini içerir. Fakat  diyabetin ortaya çıkmadan önlenmesi, riskli kişilerin diyabetten  korunması da mümkündür. Günümüzde diyabeti önlemek amacı ile yapılan  önemli çalışma sonuçları yaşam tarzı değişikliklerinin yani sağlıklı  beslenme alışkanlıklarının kazanılması, düzenli egzersiz ve eğitim ile  diyabet görülme sıklığının %58 oranında azaldığını göstermiştir.</div>
<div>Diyabet riskiniz var ise Türkiye Diyabet Vakfı’nın Diyabeti Önleme Programına başvurabilirsiniz.</div>
<div><strong> HbA1cTesti Nedir?                                                                                       </strong></div>
<div><strong> </strong> Eski adı ile HbA1c yeni adı ile A1c  testi, kan şekeri kontrolünüzün ne kadar &#8220;yeterli&#8221; olduğunu gösteren bir  testtir. Yeterli kontrol, kan şekerinizin diyabeti olmayan kişilere  yakın düzeylerde olması anlamına gelir.</div>
<div>&#8220;Diyabetin  Kontrolü ve Komplikasyonları&#8221; adlı bir bilimsel çalışma, kan şekeri  düzeylerinin kontrolü ne kadar iyi olursa, diyabetin uzun dönemdeki  komplikasyonlarının, özellikle de nefropati (böbrek hasarı), retinopati  (diyabetik göz hastalığı) ve nöropati (sinir hasarı) gibi  komplikasyonların gelişme olasılığının o kadar azalacağını göstermiştir.  Bu çalışma tip 1 diyabetliler üzerinde yapılmış olsa da, tip 2  diyabetliler ile yapılan benzer çalışmalar da iyi bir kontrolün  diyabetin komplikasyonlarından pek çoğunun gelişmesinin önüne geçtiğini  göstermiştir.</div>
<div>A1c&#8217;nin  %7&#8242;nin altında olması kan şekerinizin kontrol altında olduğunu  gösterir. Eğer sizin A1c değerleriniz genelde %7&#8242;nin üzerindeyse bunu  düzeltmek için harekete geçmelisiniz.</div>
<div><strong> A1c Testinin Sonucu %7 ise Bu Neyi İfade Eder?<br />
</strong>A1c değerinin %7 olması günlük ortalama kan glikoz düzeyinin 150 mg/dl olduğunu yansıtır.</div>
<div>Fakat kan şekeriniz 50 mg/dl ile 250 mg/dl arasında oynuyorsa yine A1c değeriniz %7 olacaktır.</div>
<div>Kan  şekeriniz düzenli seyretmiyorsa, bir takım bilgiler toplamanız gerekir.  Bunun için bir hafta boyunca kan şekerinizi günde dört kez ölçün. Bütün  sonuçları not alın. Bu sonuçların %80&#8242;i 125 ile 175 mg/dl arasında  olmalı ve hiçbiri 200 mg/dl&#8217;nin üzerine çıkmamalıdır. Eğer ölçümler  sonucunda çok düşük ya da çok yüksek değerleriniz varsa doktorunuza ve  beslenme uzmanınıza danışmanız gerekir.</div>
<p>Unutmayınız ki sağlıklı yaşam sizin elinizdedir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/diyabet-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hipertansiyon nedir?</title>
		<link>https://ipekkoyasm.com/hipertansiyon-nedir/</link>
		<comments>https://ipekkoyasm.com/hipertansiyon-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2014 01:38:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[ipekkoyasm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ipekkoyasm.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[HİPERTANSİYON : &#160; Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı , kanı kalpten dokulara taşıyan damarlarda oluşan basınçtır. Yaş,cinsiyet,ırk, fiziksel durum (istirahat, efor gibi) kan basıncını etkiler. Bugün kabul edilen kan basıncı, istirahat halinde 120/80 mmHg’dır. Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli, heyecanlı iken veya efor sırasında yüksektir. Kan basıncı [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>HİPERTANSİYON :</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı , kanı kalpten dokulara taşıyan damarlarda oluşan basınçtır. Yaş,cinsiyet,ırk, fiziksel durum (istirahat, efor gibi) kan basıncını etkiler.</p>
<p>Bugün kabul edilen kan basıncı, istirahat halinde 120/80 mmHg’dır. Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli, heyecanlı iken veya efor sırasında yüksektir. Kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa hipertansiyondan bahsedilir. Kan basıncı aynı birey için ve bireyler arasında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı doktor tarafından en az 2 kez yüksek bulunmalıdır.</p>
<p>Hipertansiyon, kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar, göz ve böbrek hastalıkları için ciddi oranda hastalık ve ölümlerde artışa neden olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HİPERTANSİYONUN YAYGINLIĞI NEDİR?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sanayileşmiş ülkelerde yetişkin nüfusun %10-20 kadarında hipertansiyon saptanır. Hipertansiyon siyah ırkta ve kadınlarda daha sıktır. Kişinin yaşının hipertansiyona katkısı öncelikle damarlarda yaşlanmaya eşlik eden anormalliklerdir. Damarlarda yaşla birlikte esneklik kaybı oluşur.</p>
<p>Sanayileşme, yaşam biçimi, örn. Tuz kullanımı, aşırı beslenme, hareketsiz yaşam ve stresin tansiyon üzerinde olumsuz etkileri vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HİPERTANSİYONUN BELİRTİLERİ: </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yorgunluk, bulantı, görme bozuklukları, fazla terleme, ciltte kızarma ve solukluk, burun kanaması, endişe ve sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, baş ağrısı, kulaklarda çınlama ve uğultudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HİPERTANSİYONUN RİSKLERİ : </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hipertansiyon ciddi bir durumdur, tedavi edilmediği takdirde öldürücü olabilir. Kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine ve damarları zorlayarak damar sertliğine yol açar. Hipertansiyonlu hastalarda beyin kanaması, felç, koroner arter hastalığı, ani ölüm, kalp krizi, ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği ve retinopati ( görme bozukluğuna yol açan göz bozukluğu) sık görülür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HİPERTANSİYONUN SINIFLANDIRILMASI</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hipertansiyonun iki tip vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1- Esansiyel hipertansiyon</p>
<p>2- Sekonder hipertansiyon</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hipertansiyon vakaların yaklaşık %90 nedeni bilinmediğinden “esansiyel” hipertansiyon olarak bilinir.</p>
<p>Hipertansiyon vakalarının %10’unun nedeni bilindiğinden “sekonder hipertansiyon” olarak adlandırılır. Böbrek kökenli olanlar en yaygın görülür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Böbrek hastalığı:</strong> Renal hipertansiyon olarak adlandırılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Endokrin hastalıklar</strong>: Böbrek üstü bezleri kan basıncını kontrol eden mekanizmaları düzenler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlaçlar :</strong> Kortizol, doğum kontrol hapları, burun damlaları, tiroid ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları, ağrı kesiciler ve alkol kan basıncının yükselmesine neden olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diğer sebepler: </strong>Aortun doğuştan dar olması, gebelik zehirlenmesi, beyin tümörü v.s.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ESANSİYEL HİPERTANSİYON : </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong></strong>Nedeni bilinmeyen hipertansiyondur. Güçlü genetik (ailesel) faktörler içerir. Esansiyel hipertansiyonun birlikte görüldüğü diğer risk faktörleri.</p>
<p>- Diyetteki tuz miktarının yüksek olması</p>
<p>- Anormal stres</p>
<p>- Irk, yaş, cinsiyet</p>
<p>- Şeker hastalığı</p>
<p>- Aile hikayesinde hipertansiyon bulunması</p>
<p>- Hiperkolesterolezi (kolesterol yüksekliği)</p>
<p>- Sigara içimi</p>
<p>- Obesite (şişmanlık)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HİPERTANSİYONUN DERECESİ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiddet derecesine göre sınıflandırılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kan Basıncı (mmHg)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Normal 120/80 mmHg ve altı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hipertansiyon adayı 120-139 /80-89 mmHg</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evre I 140-159 /90-99 mmHg</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evre II 160-170 / 100-109 mmHg</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evre III 180/100 mmHg üstü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>TEDAVİ: </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- Sigarayı bırakmak</p>
<p>- Kilo vermek (özellikle karın bölgesinden)</p>
<p>- Diyet yapmak (taze meyve, sebze, tahıl, az yağlı yiyecekler tüketmek ve kırmızı ı eti kısıtlamak )</p>
<p>- Düzenli egzersiz yapmak (haftada 3-4 kez 30 dakika egzersiz yapmak)</p>
<p>- Alkol alımını azaltmak</p>
<p>- Tuz alımını (2 gr/gün) kısıtlamak</p>
<p>- Stresle başa çıkmayı öğrenmek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bu önlemler tansiyonu düşürmezse doktor kontrolü altında ilaç kullanmak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İLAÇLAR: </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- Diüretikler</p>
<p>- Alfa ve Beta brokerler</p>
<p>- ACE (angiotensin converting enzim ) inhibitörler</p>
<p>- Angiotensin II reseptör blokerleri</p>
<p>- Kalsiyum kanal blokerleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HAZIRLAYAN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dr. Merin Çomu</p>
<p>MSM- İç Hastalıkları Uzmanı</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ipekkoyasm.com/hipertansiyon-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
